Gelişmiş Görünüm: Yılmaz Odabaşı Şiirleri

Sayfa [1], 2
FORUMA ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYINIZ
YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 12:43 pm
    Yenik Serçe

    I

    Yaban
    ve asi
    dağlara dağılan taylar gibi.
    ve yangın
    gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi.

    Adana’da yollara dizilmiş garlarda,
    çığlık çığlığa peronlarda
    çocuklar gibiydi gözleri.

    Adı Nevin,
    şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin ...





    II

    O, kanadı kırık bir kuştu,
    beyaza vurulmuştu;
    kimseler görmedi bir başka renk sevdiğini.
    Kimseler…Görmedi kimseler kirlendiğini...

    Adı Nevin,
    hüzün kokar ve korkardı geceleyin...





    III

    “Kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin,
    yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun! ”

    O, kanadı kırık bir kuştu,
    gülümserken vurulmuştu.
    Kimseler görmedi uçtuğunu.
    Kimseler…Görmedi kimseler öpüştüğünü...

    Adı Nevin,
    özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin..





    IV

    “Işığın” diyordu: Kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... Ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanat- larımı kanatmaktan geliyorum...




    V

    O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. Sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! O kentte bütün sokaklar biz yan yana yü- rümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

    Kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda...Avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcak- lığına çarpıp erirdi... Erirdi... Biz yan yana, yana yana... Yana yana!

    O bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı,
    ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı..





    VI

    Gitti... Kanatları yüreğimdeydi.
    Kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi.
    Yitirdim o aşkın kimliğini;
    h ü k ü m s ü z d ü r...

    Adı Nevin,
    ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin!



    Yılmaz Odabaşı


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 12:48 pm
    İYİ Kİ BU DÜŞTESİN

    I

    nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
    o nehirler benim nehirlerimdir
    aşk
    ki azar azar benim yerimdir
    üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
    gözlerin ey yâr benim evimdir

    /vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
    gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/


    iyi ki bu sestesin
    dünyayı ısıtan nefestesin
    bir haydut gibi gezinirim kapında
    kalbimde tutuşan ateştesin…




    II

    rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
    o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
    aşk
    ki azar azar benim yerimdir
    suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
    gözlerin ey yâr benim evimdir

    iyi ki bu düştesin
    her sabah ışıyan güneştesin
    iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
    soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi

    /vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
    gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım!/


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 12:50 pm
    SANA YAĞMUR DİYORUM

    (gidersen hani sığınaklarım?
    eksilir, zarar kalırım
    kalırım!
    yeni günün tenine dağılır yaralarım
    sana yağmur diyorum ..)

    uzun boylu umuttun
    tadında unutuldun
    nerde büyük uçurumların
    kış suların, yaz uykuların?

    sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan
    yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım
    uslanmayalım!

    gün, vursun yükünü gecenin hırkasına
    yol, vursun sesini uzaklığın pasına
    sesime kibrit çaksan tutuşacağım
    sargısızım,
    çoğalırım;
    çoğaldıkça arsızım
    sana yağmur diyorum
    en haklı aşk,
    alkışsız sürebilendir
    ve en haklı kavganın öznesi
    ölmemek için dövüşürken de ölebilendir !


    o an
    işte o an
    ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman
    yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur
    sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?

    yeter
    kan sıçratmayın sabahın seherine
    boğulursunuz
    boğulursunuz!


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 12:53 pm
    AŞK BİZE KÜSTÜ

    I

    biz bu kentlere sığdık da
    bu kentler bize sığmadı âsiya
    ve bir çığlık gibi günlerin çarmıhında
    arttıkça yalnız, sustukça silik...

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    son kuşlar da vuruldular dağlarda
    yakamozları söndü sahillerin, ışıkları evlerin
    çağın vebalı gövdesinde
    bir hayalet gibi gölgemizde yalnızlık

    kaldık... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi...





    II

    düşler artık ölü çocuklar doğuruyorsa
    sevgiler boğduruluyorsa kürtajlarda
    ve daha eskimemiş tüfeklerle
    ordusu bozguna uğramış askerler gibi kalıp
    bozuk paralar gibi yuvarlanıyorsak kaldırımlarda
    bir bedeli vardır elbet cennetini çaldırmanın
    ömrünü piç bir bebek gibi
    bırakmanın
    bulvarlara
    bozgunlara
    ve yanlış yalan aşklara;
    bir bedeli
    bu kuşatmaların, ilkyazları kurşunlatmaların...

    biz bu kentlere sığdık aslında
    bu kentler bize sığmadı âsiya

    ah son kuşlar da vuruldular dağlarda!




    III

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    mutluluk oyununa geç kalan ölü kuşlarla geldim
    geldim... kırık bardaklar gibi
    içilmiş sulardan geride buruk bardaklar gibi

    ve ömürlerimizde bin kasvetle upuzun
    sefalet seferlerinin ayazı
    belki de yalnız geçireceğiz artık kimbilir
    batan gemiler gibi yiten aşklardan geride
    kalan her kışı, güzü ve yazı

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    ayrılıklar eskidi... biz eskidik

    aşk bize küstü âsiya...




    IV

    belki de uzun sürecek bu bozgunun saçağında
    sen şarkılarını sesine yasla
    ve bırak beni de usulca
    bir apansız yalnızlığa!

    ay ışığı gölgeleri büyüttü
    büyüdü ölüm
    ve biz küçüldük âsiya...


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 12:57 pm
    DEFOLU ÇIKAN HAYAT VE İYİ YÜREKLİ ÇOCUKLAR

    I

    uzun boylu ağrılara atıldım
    sokaklarda
    hırçın rüzgârlara katıldım
    iyi yürekli çocuklar sessizce
    büyümekte
    "dünyanın şavkı kendine,
    efkârı bize mi?" demekte;
    kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte
    kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara
    düşmekteydiler
    uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...

    iyi yürekli çocuklar
    günlerin rahmine yaslarken düşlerini
    bazen apansız ölmekte
    ölmekteydiler...

    ama şalvarları gül desenli döne'ler
    yeniden dillenip döllenmekte
    doğrulup yeniden dillenmekte
    ve sokakların, a(damların), kedilerin üstünden
    rüzgârlar esmekteydiler...
    (gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar "püsküvit"(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... iyi yürekli çocuklar düzineler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler... hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)

    sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler
    ve her aşkın künyesine bir gün
    dökülen küller...

    sonrası pazaryerleri: patates, pırasa vs.
    taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da
    bu ay da sürüm sürüm
    turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda

    defolu çıkmış hayat
    kimin umurunda!





    II

    kimin umurunda
    yeni donlar giyen eski kadınlar
    ve bilumum "öteki"ler
    dolup boşalan kültablaları
    bozuk sifonlar
    şerefsiz adisyonlar
    ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar

    kimin umurunda
    buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı
    ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder...

    /sürerken ıssızlığın ödül töreni
    sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../





    III

    -vay anasını bu maçı da alamadık abiler
    ipne hakemler bizi yine mağlup ettiler!

    iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
    en pahalı düşleri dolara endeksleyip
    en ucuz pazarlara sürmekteydiler
    sonrası aşkın
    ve şarabın şanına düşen gölgeler...

    gölgeler
    kimin umurunda?
    yoruldu yorgunluk da
    aşk bir yana, düş bir yana!

    paranın sultası düştükçe
    düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya
    her şey hızla ayrışmakta
    üstelik gün ortası, ışıkta!

    her şey pazar
    ve karmaşa...
    /sürerken ıssızlığın ödül töreni
    sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri :-( .../





    IV

    iyi yürekli çocuklar sessizce
    o aşınmış saçaklarda, yollarda
    ısrarla yanlış atlara binip
    ısrarla düşmekteydiler...

    -yok yoluna geçti geçen günler
    ..k yoluna kaldı kalan günler geride
    bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler?
    camları buğulu bir genelev odasında
    vizite fiyatına...

    solarken
    gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...




    V

    sürerdi
    yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat
    bu maçı da alamazken abiler
    iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte
    büyüdükçe kirlenmekte
    kirlendikçe ölmekte
    öldükçe bilmekte
    bildikçe acımakta
    acıdıkça görmekteydiler
    ki her fırtınadan ve anıdan geride
    herkes figüran
    yaşamın sahnesinde...

    sahnesinde
    yaşamın
    kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler
    minibüslerde demlenmiş ter ve çürük sperm kokusu
    sahnesinde
    aşklarla rus ruleti
    ve tel kaçıran çorapların kederi...

    sahnesinde
    brüt bir yaşam
    net bir ölüm

    (bırak rezil gündüzleri
    geceye yaslan gülüm!)





    VI

    iyi yürekli çocuklar o mahallelerden
    düzineler halinde geçmekteydiler...
    uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler

    -işte bu vuruşlar sürdükçe
    maç mı alınır ulan sayın abiler
    ipne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!

    aşkta
    düşte
    işte
    birer
    birer
    inerken
    beyaz
    bayrakları

    /bizim çocuklar,
    bütün maçlarda yenildiler.../


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:00 pm
    AŞKIN BİLANÇOSU

    I

    gidersin; yağmurlarda kırık kalır mızrabım
    gidersin; ardından dilsiz bir ihanet gider

    gidersin; her şey gider
    gidersin; kalbimde bir tabur ayaklanır
    ilgilenmez ordular, hükümetler

    gidersin; ne rezil bir an’dır bu
    yazdıkça silinen sözcükler gibidir hayat
    gidersin; bir hazin dramdır bu

    /kanmadım aynalara sana kandığım kadar
    içimde bir boşluk sana yandığım kadar…/





    II

    bugün hasretin kırlarında dolaştım
    senin adınla
    aşkın adıyla
    savrulup aktım o ırmaklardan;
    ırmakları çöllerle
    çölleri denizlerle
    denizleri düşlerle buluşturdum
    sustum kaldım sonra böyle günleri savuşturdum...

    /ne ses ne nefes ne de bu rüzgâr bağışlar seni
    simsiyah gecelerde budanırken ah ömrüm
    dönüp sırtını giderken kimler karşılar seni?/





    III

    sen olmayınca sesin de yoktu, gözlerin de
    bu yüzden odama resmini yaptım
    söküp kalbimi yanına astım
    sensiz kalan yılları da ben buruşturdum
    kalbim hasretinde asılı kaldı
    yetim kalmış anıları ben tokuşturdum :o …




    IV

    daha bu solgun günlerde aşk,
    yaşanır
    sözde!

    kalp,
    yitik bedende;
    yağmur değil, sanki efkâr yağıyor kente
    yağıyor ömrüme
    senin yerine…


    /kanmadım aynalara sana kandığım kadar
    içimde bir boşluk sana yandığım kadar :/( …/


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:01 pm
    EY HAYAT


    (ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
    aslında yokum ben bu oyunda
    ömrüm beni yok saysın…)


    yaşam bir ıstaka
    gelir vurur ömrünün coşkusuna
    hani tutulur dilin
    konuşamazsın!

    tırmandıkça yücelir dağlar
    sen mağlupsun sen ıssız
    ve kalbinde kuşların gömütlüğü
    tutunamazsın…

    eloğlu sevdalardan dem tutar
    aşk büyütür yıldızlardan
    yasak senin düşlerin
    dokunamazsın...

    birini sevmişsindir geçen yıllarda
    açık bir yara gibidir hâlâ
    hâlâ ne çok özlersin onu
    ağlayamazsın...

    yolunda köprüler çürür
    sesin, sessizlik sanki bir uğultuda
    savurur hayat kül eyler seni
    doğrulamazsın!

    yapayalnız bir ünlemsin
    dünyayı ıslatan şu yağmurlarda
    herşey çeker ve iter
    anlatamazsın...

    yaşam bir ıstaka
    gelir vurur işte ömrünün coşkusuna
    sesinde çığlıklar boğulur ama
    bağıramazsın…

    sonra vakt erişir, toprak gülümser sana
    upuzun bir ömrün ortasında
    ne hayata ne ölüme
    yakışamazsın!


    yazdırmalısın mezar taşına:
    ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
    aslında hiç olmadım ben bu oyunda
    ömrüm beni yok saysın…

    :-(


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:03 pm
    SAKLA YAMALARINI KALBİM

    ne gül
    ne yarın!

    gül,
    küle karılmış günlerin tortusunda
    yarın,
    vurulmuş yatıyor bugünün avlusunda

    sakla yamalarını kalbim...

    insanlar büyüdükçe günler kısalırlar
    günlerimiz gibi aşklarımız da
    yittikleri duraklarda kalırlar


    sakla yamalarını kalbim...

    kendini bıçak gibi ışıyan yeni güne bağışla
    yürü, arkana bakma, ama umursa
    bazen anılara en çok yakışan elbise
    birkaç damla gözyaşıdır unutma...


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:05 pm
    İKİNİN ŞİİRİ

    bugün iki kez yağdı yağmur
    iki kez eskidim sanki

    iki ömrü kol kola yaşadım
    biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri

    hep iki şömine yandı yüreğimde
    birinde ateşti diğerinde kül

    ve iki kez aşık oldum
    bundandır iki kez ölmüşlüğüm

    sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü
    şimdi sömestrdeyim


    ilk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum
    daha depremlerdeyim
    ve iki kere iki
    kitabımda benim
    ya çok eder
    ya sıfır...


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:06 pm
    BU SENSİN

    Bu sensin
    Ve sesin

    Bu terin ve tenin haklı ıslaklığı
    Kal öyle
    Isıt gözlerimi gülüşlerinle

    Birazdan kapılar kırılacak belki de
    Birazdan kapkara bir örtü olabilir gözlerimizde
    Biz diz kırarken sinesinde sancının
    Yolunur papatya
    Deşilir ten
    Ve yara da !
    Çünkü ölmek günleri biraz da
    Gülmek günleri(de), inadına
    Gün gülümsemeleri ardında

    Gün gülümsemeleri ardında
    Dağlandıkça
    Dağlaşmak
    Ve dağları sevmeye yaraşmak
    Yaraşmaya
    Yanaşmak günleri

    Sen de yanaş kıyılarıma bir vapur gibi
    Çarpıp durayım güvertelerde gözlerine


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:07 pm
    TEĞET

    herkes kırılamaz
    ipince bir dal olmak gerekir
    kırılmak için

    ama dünya kütüklerin...

    ağlayamaz herkes
    ağlayabilecek kadar büyümek gerekir

    dünya ise küçüklerin...

    sevemez herkes
    bir orman olmak gerekir sevmek için

    bak ki dünya çöllerin...

    ve vakur bir damla olmak
    dalga için

    katılmak okyanusa aşk için,isyan için...

    :-$


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:09 pm
    BİR LİSELİ SİLUETİ

    hayat hattında acemi tayfalardık
    ne avunduk sevinç müsvetteleriyle
    aşktan ikmale kaldık...

    bak her sabah bağıran yeni sabaha
    artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş
    tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş

    heybetli dağlar arasında
    göğümde yıldız yitmiş...

    sen
    hala
    anılarımın
    en
    beyaz
    yanısın :-(


    sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda
    çok eski bir şarkının adısın...



    daha adamlar şehirlere otomobillerle
    geceler anılarla birlikte gelir
    siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
    efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir

    (artık ne teneffüs zilleri çalar
    ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...)



    kimse bilmez
    yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi
    olsun!
    Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi :/( ...


    Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
    yarısısın
    sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski
    çok eski bir şarkının adısın...


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:10 pm
    EPİLOG ..

    asolan hayattır
    bir akvaryumda yazmak,
    akvaryumda yaşamaktan
    kolaydır;bu yüzden
    her dize biraz eksik
    her şiir biraz yalandır..


YAZAR: unfo/given
Tarih: Pzr May 11, 2008 1:11 pm
    YÜZÜN BENDE SOLACAK

    bu aşkın nüshası şarkılarda
    aslı bende kalacak

    bizi hasret saracak
    bulutlar çıldıracak

    ayrılık başımı döndürüyor
    kavuşmayı özlettin
    intiharlar kuşandım
    bu aşkı sen kirlettin

    geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
    ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

    bu aşkın nüshası rüzgârlarda
    kahrı bende duracak
    sende ihanet canım
    bende matem olacak

    bu aşkın efkârı şarkılarda
    yüzün bende solacak
    bizi zaman yenecek
    ve anılar kalacak

    geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri
    ellerini tutmazsam yakarım geceleri!


YAZAR: unfo/given
Tarih: Sal Haz 10, 2008 8:23 pm
    Kurtulamazsın

    önce sesini
    sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında
    bu kent de tükürdü aşklarına
    kal orada!
    artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
    ıslanmışsın bir kere oğlum
    yaş gününde
    kuruyamazsin..


    Yılmaz Odabaşı


Sayfa [1], 2



aksiTurkBB v1L Basit Görünüm | Aksiyim.Org © Tüm hakları saklıdır.